HİSSET!

KÜÇÜCÜKTÜ! Bu evrende pekte yer kaplamıyordu öyle hissediyordu. Küçük bedeni ağır yükleri bile başarı ile kaldırıyordu, sert gelenleri un ufak ediyordu, acısı, tatlısı her şeyin üstünden geliyordu. Öyle söylenmişti ona başka türlüsünü BİLMİYORDU. O kadar çalışıyordu ki yıpranmaya başladı, kendini yenileyemiyordu, aslında temizleniyordu, bakıyordu kendine kendince lakin zorlu şartlar daha ağır basıyordu herhâlde ANLAYAMADI. Hafiften kararmaya başladı bedeni, derisi ne yapsa da değiştiremedi bu durumu. İçten içe ağır, sert, sağlıksız şartlar onu çürütüyordu. Herkes gibi yaptı ve bıraktı kendini, SORGULAMADI ve ele geçirildi. Bedenini saran bu çürüme ilk başlarda onu sarssa da artık ağrı bile yapmıyordu artık HİSSİZLEŞMİŞTİ. Önce etrafında olanlara hissizleştiğini sandı, kendini böyle KORUDUĞUNU sonra fark etmedi bile bu hissizlik onun tüm bedenini sararken onu, ruhunun bir parçasını da ele geçirmişti.

Korunaklı yuvasında gelen her şeyi göğüslemeyi marifet saydı. Kendinden eksildikçe parça parça olduğunu anlamadı. Güçlüydü içten içe çürüse de dışarıdan bakanlar için görevini layığı ile yapıyordu. Önemli olanda bu değil miydi? GÖREVİNİ YAPMAK. Alışıla gelmiş düzene ayak uydurmak.

Yanında duranları da inandırmıştı bu hissizliğin güvenlik duvarına. Onları da yanına aldı. Neydi ki üzüm üzüme baka baka mı kararıyordu? Etrafında ne var ise sen ONUN GİBİ oluyorsun. Onun serüveni de böyle başlamamış mıydı?

Dur dedi! Bir gün. Yeter bu çektiğin kendine ŞEFKAT duy. Önce hissizleşmiş bedenine uyuşturucu iğneler girdi, nasıl çıkaracaktı yoksa onca çürüyen parçalarını. Azda olsa hala hissediyordu yaşanılanları. Hissizleşme insan olduğu gerçeğini değiştirememişti. Evet az da olsa insanlık kalmıştı içinde onu bile yeni fark ediyordu. O kendini küçücük hissettiği insanlığına baktı ve şaşırdı. Çürük parçalarda kendinden kopmuş hayallerini, kokuşmuş özlemlerini, kaskatı olmuş gözyaşlarını gördü. Bir bir temizleniyordu, şimdi çürüyen parçaların farkına varıp, onları çıkardıkça bedeninden rahatlıyordu. HİSSEDİYORDU. Rahatlama tüm bedenini sarmıştı.

Bu his içinde yeniden baharı çağrıştırdı. Çiçeklerin kokusunu hissetti burnun ucunda, nefesi ile içine çekti baharı, kuşları duydu yeniden, sokaktan geçen köpeği gördü sevgi yayıldı kalbinden. Uzun zamandır ilk defa insanlığını hatırladı. Neydi İNSAN olmak? Diye düşündü içinden.

Özlem duydu tatlı bir dost sohbetine. Kalmış mıydı yanında kimse? Çürüyen parçaları giderken görmüştü ilk aşkın kırıntılarını, sevdiği dostların ona olan sevgi dolu sözlerini. Duymamıştı o zaman kuş seslerini şimdi duyduğu gibi.

Derin bir NEFES aldı. Nasıl güzeldi? Burun deliklerinden giren havanın içinde büyümesi, genişlemesi. Nefesin çıkarken verdiği mutluluk. Hayatın doğalı bu değil miydi? Karşılıksız almak ve karşılıksız vermek ya da ciğerlerin dolması için içerideki havanın çıkması.

Her yeni gelen şeye yer açmak için eskiyen her şeyin vakti geldiğinde gitmesi gerektiği. Hayatın doğalını bize kendi bedenimiz nasıl da güzel anlatıyor. Çürüyen parçaların hayatından çıktığında aslında gerçekten nefes aldığını hissetmek. Süresi dolmuş ilişkilerin itelenip kakılmadan olduğu yerde çürüyüp içten içe bizi yemeden salınıp gitmesine izin verilmesi.

İşte aslında hayat muhteşem matematiği ile anlatıyordu. Basit ve net. Yaşanılan her duyguya izin vermek, kendini yargılamadan. İlk önce kendine aç şefkatli kollarını kendini dinle, anla ve sar sarmala.

110 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

VENÜS